Babaya gönderilen 20 bin euro: Kimse telefonu duymadı, herkes konuştu

Paylaş:FacebookWhatsAppXTelegram

Sosyal medyada sorulan soru · kendi cümlelerimizle

Almanya’da çalışıyorum. Babama 20 bin euro gönderdim. Bir süre sonra babam vefat etti. Kardeşlerim bu paradan haberleri olmadığını söylüyor ve miras paylaşılırken hesaba katmak istemiyor. Bu parayı geri isteyebilir miyim?

Aynı soru iki ayrı herkese açık paylaşımda soruldu. Paylaşanların adını vermiyoruz; olayın ayrıntılarını doğrulayamadık.

Kısa cevap: Paranın neden verildiğini yalnızca baba ile oğul biliyordu ve baba artık hayatta değil. Yorum yazanların hiçbiri o telefonu duymadı. Para borç da olabilir, hediye de, babaya bakım da. Hangisi olduğunu o gün ne konuşulduğu ve bir yere yazılıp yazılmadığı belirler. Bilmeden verilen hüküm, Kur’an’ın sakındırdığı zannın ta kendisidir.

Ne konuşuluyor?

Bu soru iki ayrı paylaşımda soruldu ve altında uzun tartışmalar çıktı.

Bu tartışmaları okuduk. İsim, profil ve birebir yorum vermeden, en sık görülen tepkileri şöyle özetleyebiliriz:

TepkiNe denildi (özet)Yaklaşık sayı
KınamaBabaya verilen geri istenmez; baban öldü, sen para peşindesin5
Genelleme ve alayGurbetçi için 20 bin euro az para; o para gitti4
GeçiştirmeHelal et gitsin, ahirette alırsın2
Yarım bilgiEvlat babaya bakmakla yükümlü, o para bakımdı2
Hazır hükümOlay belli: baba sıkıştı, oğul verdi, kardeşler vermiyor2
Su-i zanKim bilir, gurbete giderken babası ona neler vermişti1
DengeliBilmiyoruz; bazen baba, bazen evlat haklıdır; bilmeden yargılarsak vebale gireriz5

Sayılar, 20 Ekim 2026’da okuduğumuz 15 ekran görüntüsüne göre yaklaşıktır. Bazı yorumlar birden fazla türe giriyor.

Üç şey dikkat çekiyor:

  • Hedef kardeşler değil, soruyu soran. En sık tepki, gurbetçiyi “paragöz” saymak oldu.
  • Hazır hüküm iki yöne de işledi. Bir kısmı soranı, bir kısmı babayı ve kardeşleri mahkûm etti. Oysa kimse paranın ne için verildiğini bilmiyordu.
  • Tartışma uzadıkça konu kaydı. Söz faize, hatta konuyla ilgisiz dinî tartışmalara gitti. Haklı tarafı savunanlar bile sertleşti; sonunda kimse kimseyi dinlemedi.

Bu tabloyu bir hikâyeyle anlatalım. Aşağıdaki hikâye temsilîdir; kişiler ve olaylar kurgudur.

Mehmet Amca köyde yaşıyor. Bir gün Avrupa’da çalışan büyük oğlu Garip’i arıyor: “Oğlum, bir sıkıntım var. Yirmi bin euro lazım. Hallederiz, sonra veririm.” Garip yıllardır biriktirdiği hesabı boşaltıyor, eksik kalan kısmı bir arkadaşından borç alıyor ve parayı gönderiyor. Havalenin açıklama kutusu boş. Ne senet var ne şahit; kardeşlerin de haberi yok.

Bir yıl sonra Mehmet Amca vefat ediyor. Miras sofrasında Garip parayı hatırlatıyor. Ali “Bizim böyle bir borçtan haberimiz yok” diyor. Hüseyin “Babana baktın, o senin evlatlık borcundu” diyor. Zeynep ise “Hediye etmişsindir abi” diyor. Garip’in elinde bir banka dekontu var. Ama dekont paranın gittiğini gösterir, neden gittiğini göstermez.

Kaynaklar ne diyor?

Önce dedikoduya bakalım. Kur’an, bilmeden hüküm vermeye karşı açık bir uyarı yapar:

“Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”

Hucurât 12, Diyanet İşleri meali

Bir önceki ayet de bir topluluğun diğerini alaya almasını, insanların birbirini karalamasını ve kötü lakaplarla çağırmasını yasaklar (Hucurât 11). “Gurbetçiler şöyledir” diye bir grubu toptan yargılamak da bu uyarının içine girer.

Peygamberimiz de duyduğunu doğrulamadan aktarmaya karşı uyarır:

“Her duyduğunu nakletmesi kişiye yalan olarak yeter.”

Müslim, Mukaddime 5

Para nereye gitti? Üç ihtimal

Yirmi bin euro büyük para. Mehmet Amca onu ne yaptı? Bilmiyoruz; yorum yazanlar da bilmiyordu. Üç ihtimale bakalım, çünkü her birinde sonuç değişiyor. Aşağıdakiler Türk hukukuna göre genel bilgidir; kanun ve din ayrıntıları ikinci yazıda.

1. Tarla aldıysa. Tarla babanın adına kayıtlıysa mirasın bir parçasıdır ve bütün kardeşler pay alır. Garip parayı ödünç verdiğini ispat ederse, miras paylaşılmadan önce bu borcun ödenmesini isteyebilir (TMK m. 649). Kur’an da mirasın, ölenin vasiyeti ve borcu ödendikten sonra paylaşılacağını söyler (Nisâ 11). İspat edemezse, kendi parasıyla alınan tarlayı kardeşleriyle paylaşır.

2. Hastalığı için harcadıysa. Muhtaç bir anne-babaya bakmak evladın görevidir. Türk Medeni Kanunu da yardım edilmezse yoksulluğa düşecek anne-babaya nafaka verilmesini zorunlu tutar (TMK m. 364). Ama bu görev imkânı olan bütün çocuklarındır. Faturayı tek başına ödeyen kardeşe “hediye etmişsindir” demek kolay; “biz ne yaptık” diye sormak daha zor.

3. Bir kısmını başka bir kardeşin düğününe verdiyse. Peygamberimiz, çocuklarından birine diğerlerinden fazla bağış yapan bir babaya “Allah’tan korkun ve çocuklarınız arasında adaletli davranın” demiştir (Buhârî, Hibe 13; Müslim, Hibât 13). Türk hukukunda da babadan çocuklara yapılan bazı büyük kazandırmalar, genel kural olarak miras paylaşımında hesaba katılabilir (TMK m. 669, denkleştirme).

Üç ihtimal, üç farklı sonuç. Ama üçünde de cevabı aynı soru belirliyor: O gün ne konuşuldu ve bir yere yazıldı mı?

Değerlendirme

Doğru mu? Yorumların çoğu doğrulanamaz bir varsayıma dayanıyor. “Babaya verilen geri istenmez” diyenler de, “olay belli, kardeşler haksız” diyenler de aynı şeyi bilmiyor: Paranın ne için verildiğini bilen tek kişi artık hayatta değil. Bu yüzden iki hükmün de doğru olduğunu söyleyemeyiz.

Bir genellemeyi de düzeltelim: “Gurbetçinin 20 bini bizim 2 bin gibi” sözü gerçeği yansıtmıyor. Yirmi bin euro, Avrupa’da çalışan biri için de çoğu zaman yılların birikimi ya da alınmış bir borçtur.

Toplumu birleştiriyor mu? Hayır. Bu tür yorumlar kardeşleri birbirine, memlekettekileri gurbettekilere düşürüyor. Ama okuduğumuz tartışmalarda dengeli yazanlar da vardı: “Bilmiyoruz” diyenler, sert bir genellemeye sakin bir örnekle cevap verenler. Bir tartışmada sert yazan kişi, böyle bir cevaptan sonra yumuşadı. Asıl görünür olması gereken bu yorumlar.

Bu hikâyede kötü adam yok. Garip de kardeşleri de kendi bildiği kadarıyla haklı olabilir. Kötü olan, yazılmamış bir söz ve kulaktan kulağa büyüyen dedikodu.

Siz olsaydınız?

Garip olsaydınız ne yapardınız? Kardeşlerden biri olsaydınız? Peki o paylaşımın altına yorum yazan biri olsaydınız, ne yazardınız?

Yorumu yazmadan önce kendinize üç soru sorun: Bunu neden yazıyorum? Bildiğim bir şey mi, yoksa tahmin mi? Yazdığım şey insanları yakınlaştırıyor mu, kutuplaştırıyor mu? Düşün, araştır, birleştir.

Aile içinde borç yazılmalı mı? Kanun ve din ne diyor? Devamı: Aile içinde borç: Yazmalı mı?

Bu konunun videosunu görmek ister misiniz?

Konuları kısa animasyon videolara da dönüştürüyoruz. Bu yazının videosunu görmek istiyorsanız sosyal medyada bize yazın; en çok istenen konuları önce hazırlıyoruz.

Kaynaklar

Düzeltmeler ve güncellemeler

Henüz yok.

Bu yazıyı paylaşın:FacebookWhatsAppXTelegram

Not: Bu yazı genel bilgi verir; hukuki danışmanlık veya fetva değildir. Biz de yanılabiliriz, kanunlar değişebilir. Kendi durumunuz için bir avukata ve bir din görevlisine danışın.

Bir hata mı gördünüz? Bize yazın. Haklıysanız düzeltmeyi tarihiyle bu yazının altına ekleriz.